Yapay Zekâ Yatırımları Şirketlerin Bulut Bağımlılığını Artırabilir
Leaseweb araştırmasına göre işletmelerin büyük bölümü, kritik iş yüklerini en büyük bulut veya altyapı sağlayıcısından üç hafta içinde taşıyamıyor. Araştırmaya katılan kuruluşların yalnızca yüzde 11’i böyle bir geçişi bu süre içinde tamamlayabileceğini belirtirken yüzde 55’i için geçişin üç aydan uzun sürmesi veya mevcut koşullarda gerçekleştirilememesi bekleniyor. Jeopolitik riskler nedeniyle dijital bağımsızlığını artırmak isteyen şirketler, yapay zekâ yatırımlarının sağlayıcı bağımlılığını daha da derinleştirmesinden endişe ediyor.
Bulut Sağlayıcısı Değiştirmek Şirketler İçin Aylar Sürebiliyor
Leaseweb tarafından gerçekleştirilen araştırma, şirketlerin teknoloji ve altyapı sağlayıcılarına bağımlılıklarını azaltma isteğiyle mevcut teknik kapasiteleri arasında önemli bir fark bulunduğunu ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 78’i belirli bir teknoloji veya altyapı sağlayıcısına olan bağımlılığı azaltmak için hâlihazırda adım attığını bildiriyor. Katılımcıların yüzde 45’i ise bu yöndeki çalışmalarını daha ileri taşımayı planlıyor.
Ancak stratejik hedefler, teknik geçiş sürecindeki engeller nedeniyle kısa sürede hayata geçirilemiyor. Araştırmaya göre kuruluşların yalnızca yüzde 11’i en büyük bulut veya altyapı sağlayıcısından üç hafta içinde ayrılabileceğini düşünüyor. Katılımcıların yüzde 55’i ise geçiş için üç aydan fazla zamana ihtiyaç duyacağını veya mevcut altyapısıyla böyle bir işlemi gerçekleştiremeyeceğini belirtiyor.
Ülkeler arasındaki veriler, Hollanda’daki işletmelerin daha uzun geçiş süreleriyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Hollandalı katılımcıların yüzde 65’i sağlayıcı değişikliğinin üç aydan uzun süreceğini belirtirken bu oran Birleşik Krallık’ta yüzde 59, ABD’de yüzde 55, Almanya’da yüzde 40 seviyesinde kalıyor. Hollanda’daki şirketlerin tahmini ortalama geçiş süresi 4,7 aya ulaşıyor.
İşletmelerin bulut altyapısından ayrılmasını zorlaştıran unsurların başında, uygulamaların belirli platformların hizmetlerine göre geliştirilmesi geliyor. Şirketler verilerini kendi kontrollerinde tutsa bile uygulamaların sağlayıcıya özgü araçlara, hizmetlere ve mimari yapılara bağlanması geçiş sürecini karmaşıklaştırıyor. Leaseweb eş CEO’su Lex Boost, dijital bağımsızlığın yalnızca veri sahipliğiyle sınırlı olmadığını, kuruluşların ihtiyaç duyduklarında başka bir sağlayıcıya geçebilecek seçeneklere de sahip olması gerektiğini vurguluyor.
Yapay zekâ yatırımları, önümüzdeki yıllarda bu bağımlılığı daha da artırabilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor. Önümüzdeki üç yılda yapay zekânın az sayıdaki sağlayıcıya bağımlılığı artıracağını düşünen yöneticilerin oranı ABD’de yüzde 89, Birleşik Krallık’ta yüzde 83, Almanya’da yüzde 76, Hollanda’da ise yüzde 67 olarak ölçülüyor.
Araştırma, yapay zekâ teknolojilerinin sağlayıcı bağımlılığı açısından en sık dile getirilen engel olduğunu da gösteriyor. Katılımcıların yüzde 28’i belirli yapay zekâ teknoloji sağlayıcılarına bağımlılığı dijital bağımsızlığın önündeki temel sorun olarak tanımlıyor. Almanya’da ise eski sistemlerin karmaşıklığı yüzde 30 ile ilk sırada yer alıyor. Bu tablo, şirketlerin yeni yapay zekâ çözümlerini mevcut bulut altyapılarıyla bütünleştirirken gelecekteki taşıma seçeneklerini de hesaba katması gerektiğine işaret ediyor.
Sağlayıcı bağımlılığını azaltmak isteyen işletmeler, altyapı üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmak için ek maliyeti kabul edebileceklerini belirtiyor. Araştırmaya katılanların neredeyse tamamı, sağlayıcı bağımlılığını düşürmek veya farklı platformlara geçiş özgürlüğünü artırmak karşılığında daha fazla ödeme yapabileceğini ifade ediyor. Katılımcıların yüzde 73’ü bu amaçla en az yüzde 11 oranında ek ücret ödemeye hazır olduğunu söylerken kabul edilen ortalama fiyat farkı yaklaşık yüzde 16 seviyesinde bulunuyor.
Ek ödeme isteği Hollanda’da daha yüksek ölçülüyor. Hollandalı katılımcıların yüzde 81’i en az yüzde 11 daha fazla ödeme yapabileceğini, yüzde 26’sı ise yüzde 21 veya üzerindeki fiyat artışını kabul edebileceğini belirtiyor. Almanya’da en az yüzde 11 ek ücret ödemeye hazır olanların oranı yüzde 79’a ulaşıyor. Veriler, altyapı üzerinde daha fazla söz sahibi olmanın bazı şirketler için maliyet avantajından daha önemli hâle geldiğini gösteriyor.
Şirketlerin sağlayıcı seçerken vazgeçilmez gördüğü koşullar ise ülkelere göre farklılaşıyor. ABD’de katılımcıların yüzde 35’i hizmet sürekliliğini ve kesintisiz erişimi önceliklendiriyor. Birleşik Krallık’ta sağlayıcının itibarı ve güvenilirliği yüzde 34 ile öne çıkıyor. Almanya’da yüzde 30’luk kesim güvenlik ve veri korumasını vazgeçilmez kabul ediyor. Hollanda’da ise yasal düzenlemelere uyum ile jeopolitik ve ticari risklere maruz kalma oranları yüzde 27 ile aynı seviyede bulunuyor.
Araştırma, şirketlerin bağımsızlık hedefleriyle güvenlik ve mevzuat gereklilikleri arasında nasıl bir denge kurduğunu da inceliyor. Katılımcıların üçte birinden daha azı, bulut sağlayıcısı seçiminde yasal düzenlemelere uyum veya güvenlik ve veri korumasını kesinlikle taviz verilmeyecek koşullar arasında gösteriyor. Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi ise daha fazla bağımsızlık kazanmak karşılığında mevzuata uyum konusunda en azından sınırlı bir ödün verebileceğini belirtiyor.
Bu yaklaşım, dijital egemenlik arayışının yalnızca teknoloji sağlayıcısını değiştirmekten ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Kuruluşların veri konumlandırması, hukuki yükümlülükleri, güvenlik politikaları ve farklı altyapılara geçiş kapasitesi birlikte değerlendirilmesi gereken başlıklar arasında bulunuyor. Özellikle yabancı bulut sağlayıcılarına bağımlılık, jeopolitik gelişmelerin teknoloji yatırımları üzerindeki etkisini artırıyor.
Civo tarafından gerçekleştirilen başka bir araştırma da dijital egemenlik konusundaki eğilimi destekliyor. Bu araştırmaya göre şirketlerin yüzde 73’ü dijital egemenliği stratejik öncelik olarak görüyor. Oran geçen yıla kıyasla 12 puan yükselirken katılımcıların yüzde 64’ü sınırlı sayıdaki yabancı bulut sağlayıcısına bağımlılığı önemli bir risk olarak tanımlıyor.
Leaseweb eş CEO’su Boost, şirketlerin sağlayıcı bağımlılıklarını fiyat değişikliği veya jeopolitik bir gelişme ortaya çıktıktan sonra değil, önceden değerlendirmesi gerektiğini belirtiyor. Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, dijital bağımsızlığın yalnızca alternatif sağlayıcı arayışıyla sağlanamayacağını gösteriyor. Kuruluşların uygulama mimarilerini taşınabilir biçimde tasarlaması, sağlayıcıya özgü teknolojilerin kullanımını yönetmesi ve olası geçişleri önceden planlaması gerekiyor.









