Dijital Egemenlikte Tam Bağımsızlık Hedefi Gerçekçi Bulunmuyor: Şirketler Kontrolü Kritik Katmanlara Taşıyor
Dijital egemenlik, şirket yönetimlerinin öncelikleri arasına hızla girerken kuruluşların yüzde 59’u tam bağımsızlık hedefinin gerçekçi olmadığı görüşünü taşıyor. Capgemini araştırması, kuruluşların yüzde 44’ünde egemenlik çalışmalarının yönetim kurulu seviyesinde önceliklendirildiğini ve yüzde 80’e yakınının bu alanda strateji uyguladığını veya hazırladığını ortaya koyuyor. Jeopolitik belirsizlik, dış teknoloji tedarikçilerine bağımlılık ve tedarik zincirlerindeki kontrol eksikliği, kuruluşları tam bağımsızlık yerine kritik dijital varlıklar üzerinde daha güçlü kontrol kurmaya yönlendiriyor.
Kuruluşların Yüzde 80’i Dijital Egemenlik Stratejisi Hazırlıyor
ABD, Avrupa ve Asya-Pasifik bölgelerinde kuruluşlar, dijital altyapı üzerindeki kontrolü güçlendirmek için çalışmalarını hızlandırıyor. Capgemini verilerine göre kuruluşların yaklaşık beşte dördü bir dijital egemenlik stratejisi üzerinde çalışıyor veya mevcut stratejisini uyguluyor; kuruluşların yaklaşık yüzde 20’si ise önümüzdeki 12 ay içinde bu alanda bir strateji oluşturmayı planlıyor.
Jeopolitik dalgalanmalar, söz konusu yatırımların temel nedenini oluşturuyor. Araştırmaya katılan yöneticilerin yüzde 80’i jeopolitik oynaklığı ve operasyonel kesinti riskini dijital egemenlik girişimlerinin başlıca itici gücü olarak gösteriyor. Özellikle Avrupa’da ABD ile ilişkilerde yaşanan gerilimler, kritik teknoloji altyapılarında ABD merkezli sağlayıcılara olan bağımlılığın azaltılması yönündeki tartışmaları güçlendiriyor.
Kuruluşların tam dijital bağımsızlığa ulaşmasını zorlaştıran temel sorunlardan biri, kritik teknolojilerdeki dış tedarikçi bağımlılığı olarak öne çıkıyor. Araştırmaya katılan kuruluşların yüzde 86’sı yabancı veya dışarıdan kontrol edilen tedarik zincirlerine önemli ölçüde maruz kaldığını belirtirken bazı kuruluşlar alternatif sağlayıcı bulmakta da zorlanıyor.
Tedarikçi değiştirme süresi de kritik bir risk alanı oluşturuyor. Katılımcıların yüzde 36’sı kritik bir teknoloji sağlayıcısından ayrılmanın 12 aydan uzun süreceğini ifade ederken yüzde 10’luk kesim kritik hizmetler için uygulanabilir bir alternatif sağlayıcı bulunmadığını belirtiyor. Bu tablo, yabancı teknoloji sağlayıcılarına bağımlılık seviyesinin yalnızca maliyet veya operasyon açısından değil, kriz dönemlerinde hizmet sürekliliği açısından da önem taşıdığını gösteriyor.
Tam egemenlik hedefinin uygulanabilirliği konusunda kuruluşlar arasında ciddi soru işaretleri bulunuyor. Capgemini araştırmasına katılanların yüzde 59’u tüm teknoloji altyapısı üzerinde tam egemenliğe ulaşmanın gerçekçi olmadığını düşünürken kuruluşların önemli bir bölümü, küresel teknoloji ekosisteminden tamamen ayrılmanın maliyet ve karmaşıklık açısından ağır sonuçlar doğurabileceğini değerlendiriyor.
Capgemini Operasyon ve Teslimattan Sorumlu Üst Düzey Yöneticisi Karine Brunet, şirketlerin birbirine bağlı teknoloji ekosistemleri içinde faaliyet gösterdiğini ve tam bağımsızlığın çoğu durumda gerçekçi olmadığını belirtiyor. Arqit Başkan Yardımcısı ve Yardımcı CTO’su Michael Murphy de tüm teknoloji katmanlarının kontrolünü tek bir kuruluşun elinde toplamanın rekabet avantajı sağlayan pahalı veya karmaşık yeteneklerden vazgeçmeye yol açabileceğini savunuyor.
Murphy, kuruluşların dijital bağımsızlık yaklaşımı yerine egemenliği bir ölçek üzerinde değerlendirmesi gerektiğini ifade ediyor. Farklı iş yükleri farklı güvenlik, operasyon ve düzenleyici riskler taşıdığı için kuruluşların tüm sistemlere aynı seviyede kontrol uygulaması yerine kritik gördükleri alanlara göre koruma seviyesini belirlemesi gerekiyor.
Capgemini, kuruluşların tam teknolojik bağımsızlık yerine kritik dijital yetenekler üzerindeki kontrolü artırmasını daha uygulanabilir bir strateji olarak değerlendiriyor. Veri yerelleştirme, erişim kontrolleri, teknoloji kısıtları ve tek bir sağlayıcıya bağımlılığı azaltma gibi unsurlar, bu yaklaşımın temel bileşenlerini oluşturuyor.
Danışmanlık şirketi, kritik teknolojilerde seçici kontrol kurulmasını ve gerekli alanlarda stratejik iş ortaklıklarından yararlanılmasını öneriyor. Böylece kuruluşlar altyapının tamamını kendi bünyelerine taşımadan hassas veriler, kritik iş yükleri ve güvenlik mekanizmaları üzerinde daha güçlü bir yönetim kurabiliyor.
HPE Birleşik Krallık, İrlanda, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Kıdemli Başkan Yardımcısı Matt Harris de kuruluşların özellikle hassas veri, yapay zekâ çalışma ortamları, güvenlik, ağ altyapısı ve yönetişim katmanlarına odaklanması gerektiğini belirtiyor. Harris, yöneticilerin önce kritik verileri ve iş yüklerini belirlemesini, dış bağımlılıkların operasyonel veya düzenleyici risklerini değerlendirmesini, ardından taşınabilirlik, denetlenebilirlik ve sağlayıcıdan çıkış seçeneklerini teknoloji kararlarının parçası haline getirmesini öneriyor.
Bu yaklaşım, kritik teknoloji katmanlarında kontrol sağlayarak kuruluşların küresel teknoloji ekosisteminden kopmadan dayanıklılık kazanmasını hedefliyor. Özellikle yapay zekâ altyapısı, hassas veri depolama, ağlar ve güvenlik sistemleri gibi stratejik alanlar, gelecekteki egemenlik politikalarının merkezinde yer alabilir.
Dijital egemenliğin uygulanabilirliği konusunda Capgemini’nin bulguları, Avrupa’daki daha geniş teknoloji bağımsızlığı tartışmasıyla örtüşüyor. Forrester’ın temmuz ayında yayımladığı Global Sovereignty Forecast çalışması, Avrupa işletmelerinde teknoloji egemenliğine geçişin önümüzdeki beş yılda yavaş ilerleyeceğini ve ABD merkezli teknoloji sağlayıcılarından tamamen uzaklaşma girişimlerinin ciddi zorluklarla karşılaşacağını öngörüyor.
Forrester analisti Dario Maisto, yaygın olarak kullanılan teknoloji sağlayıcılarından ayrılmanın Avrupa’daki birçok kuruluş için çok büyük bir dönüşüm gerektireceğini ve bu maliyetin her şirket tarafından karşılanamayacağını belirtiyor. Bu nedenle Avrupa teknoloji egemenliği tartışması, yalnızca alternatif yerli sağlayıcıların geliştirilmesine değil, mevcut küresel teknoloji altyapısına bağımlılığın hangi alanlarda azaltılması gerektiğine de odaklanıyor.
Proton Operasyon Direktörü Raphael Auphan ise egemenlik yatırımlarının uzun vadeli maliyetlerinin değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Proton’un araştırmasına göre Avrupa’daki şirketlerin yüzde 74’ü ABD tarafından uygulanabilecek bir “kapatma anahtarının” kritik araçlara ve hizmetlere erişimi kesmesinden endişe ediyor. Auphan, rekabet gücüne asıl tehdidin egemenlik yatırımları değil dışa bağımlılık olduğunu ifade ediyor.
Önümüzdeki dönemde kuruluşların dijital egemenlik politikalarını belirlerken tüm teknoloji altyapısını yeniden kurmak yerine hangi verilerin, iş yüklerinin ve sistemlerin stratejik öneme sahip olduğunu belirlemesi belirleyici olacak. ABD, Avrupa ve Çin arasındaki teknoloji rekabeti, yapay zekâ yatırımlarının büyümesi ve tedarik zincirlerindeki jeopolitik riskler arttıkça dijital egemenlik yatırımları da tam bağımsızlık hedefinden çok kontrol, taşınabilirlik ve alternatif sağlayıcı seçenekleri üzerinden şekillenebilir.









