Yapay Zekâ Mahkemeleri Altüst Ediyor: Kanıt Kavramı Değişiyor
Görsel ve işitsel içerikler yıllardır mahkemelerde en güçlü deliller arasında yer alıyor. Ancak deepfake içeriklerin hızla yayılmasıyla birlikte, fotoğraf, video ve ses kayıtlarının güvenilirliği giderek sorgulanıyor. Uzmanlar, adli sistemin bu yeni tehdide karşı hazırlıksız olduğunu belirtiyor.
Sahte Delillerle Yargı Süreci Tehlikeye Giriyor
Gelişen teknolojiyle birlikte sahte deliller farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Boşanma davalarında bir ebeveynin, çocuğun tehlikeli bir ortamda bulunduğunu göstermek için fotoğraf arka planını değiştirmesi bunlardan sadece biri. Cinayet soruşturmalarında sahte videolar, suçla ilgisi olmayan kişileri olay yerinde gösterebiliyor. Hatta bazı işten çıkarma davalarında, kişilere aitmiş gibi sunulan ses kayıtları kararları etkileyebiliyor. ABD’de benzer bir olay Baltimore County’de yaşandı.

Uzmanlara göre, bu tür içeriklerin gerçeğinden ayırt edilmesi her geçen gün daha da zorlaşıyor. Dijital adli tıp uzmanları, sahte medya dosyalarını tespit etmek için yoğun çaba gösteriyor. Ancak uzman sayısı yeterli değil. Üstelik eldeki teknolojik araçlar, delillerin ne kadarının dijital olarak üretildiğini belirleme konusunda yeterli şeffaflığı sunmuyor.
Finansal dolandırıcılık davalarında muhasebe uzmanlarının verdiği ifadeler ne kadar önemliyse, dijital içeriklerin değerlendirilmesinde de adli bilişim uzmanlarının rolü aynı derece önem taşıyor. Ancak her vakada sadece teknik analizlerle jürinin ikna edilmesi zorlaşabilir.
GetReal Security Kurucu Ortağı Hany Farid, görsel ve ses kayıtlarının delil olarak uzun süredir kabul gördüğünü hatırlatıyor. Farid, herkesin telefonunda ses kaydı bulunduğunu, güvenlik kameralarının her yerde olduğunu ve bu nedenle sahte içeriklerin hukuk sistemini ciddi biçimde etkileyebileceğini vurguluyor.
Mahkemeler yalnızca sahte delillerle değil, aynı zamanda gerçek içeriklerin sahte olduğunun iddia edilmesiyle de karşı karşıya kalabilir. Örneğin, bir polis memurunun yaka kamerası görüntülerinin değiştirildiği öne sürülebilir. Bu tür iddialar, özellikle güvenin düşük olduğu bölgelerde savunma aracı olarak kullanılabilir.
Mahkemeler daha önce de yeni teknolojilere uyum sağlamak zorunda kaldı. Fotoğraf ve video delilleri ilk ortaya çıktığında hâkimler negatifleri ya da zaman damgalarını incelemek zorunda kalıyordu. Ancak günümüzde deepfake içeriklerin gelişme hızı, hukuk sisteminin uyum hızını aşmış durumda.
Dijital İz Takibi Yetersiz Kalıyor
Nardello & Co. Dijital Soruşturmalar Direktörü Joseph Pochron, mevcut araçların yeterince açık olmadığını ifade ediyor. San Francisco’da düzenlenen sempozyumda konuşan Pochron, doğrulama araçlarının içeriklerin ne kadarının üretildiğini neye göre belirlediğinin anlaşılmadığını belirtti. Bu da görüntülerin, videoların ya da ses kayıtlarının yanlış yorumlanmasına neden olabilir.
Pochron’un ekibi, bazı vakalarda ses kayıtlarını yazıya dökerek cümle yapılarını analiz ediyor. Ancak bu yöntemler de kısa sürede geçersiz kalabilir. Çünkü sahte içerikler giderek daha doğal ve insana yakın hale geliyor.
Uzmanlar, gelecekte kullanılabilecek her türlü dosyanın orijinal biçimiyle saklanmasını öneriyor. Cihazlarda tutulan fotoğraflar, sesli mesajlar ya da yazılı belgeler adli süreçte belirleyici olabilir. Pochron, bazı davalarda e-postaların yalnızca yönlendirilmiş kopyalarının kaldığını, asıl dosyaların ise kaybolduğunu aktarıyor. Bu tür durumlarda metadata gibi destekleyici veriler, içeriklerin doğruluğunu kanıtlamada hayati rol oynayabilir.
Bugün sahte ses ve görseller kusursuz denecek düzeyde üretilebiliyor. Uzmanlara göre, videolar için de aynı doğruluk seviyesi çok yakında ulaşılacak. Hany Farid’in öngörüsüne göre sahte videolar, önümüzdeki iki yıl içinde gerçek videolardan ayırt edilemeyecek hale gelecek.









