İklim Değişikliğiyle Mücadelede Karbon Yakalama Teknolojisinin Gelecekteki Rolü Tartışılıyor
Karbon salımı yapan santraller ve fabrikalar, atmosferdeki ısınmanın en büyük sebebi olan karbondioksiti (CO₂) yakalayıp yerin altına gömmeyi amaçlayan projelere yöneliyor. ABD Kongresi’ndeki vergi teşvikleri bu alandaki yatırımların sürmesi açısından büyük önem taşıyor.
Karbon Yakalama ve Depolama Süreci Nasıl İşliyor?
Karbondioksit, fosil yakıtların yanmasıyla ortaya çıkan bir gaz olarak atmosferde uzun süre kalıyor ve yeryüzünün ısınmasına yol açıyor. Bu gazı atmosfere salmadan önce ayrıştırmak mümkün. Termik santraller ve endüstriyel tesisler, bacalardan çıkan gazları filtreleyen sistemler kurarak CO₂’yi yakalıyor.

Yakaladıkları gazı sıkıştıran tesisler, bu karbondioksiti genellikle boru hattıyla yerin derinliklerine gönderiyor. Texas’taki bir projede görev alan BKV Corp. yetkilisi Lauren Read, bu gazı yaklaşık üç kilometre derinliğe yüksek basınçla enjekte ettiklerini söylüyor. Karbon, tuzlu su içeren kayalar veya kullanılmayan kömür damarları gibi yer altı yapılarına hapsediliyor.
Bazı durumlarda ise atmosferden doğrudan karbondioksit çekiliyor. Bu işlem dev vakum sistemleriyle yapılıyor. Karbon ya kimyasal sıvılarda çözülüyor ya da özel yüzeylerde tutuluyor.
Karbon yerin altına gömülse de çoğu zaman orada kalmıyor. Uluslararası Enerji Ajansı ve ABD Çevre Koruma Ajansı’na göre yakalanan CO₂’nin yaklaşık yüzde 75’i petrol sahalarına gönderiliyor. Bu alanlarda karbon, yer altı basıncını artırmak ve kalan petrolü yüzeye çıkarmak için kullanılıyor. Yani karbonun büyük kısmı kalıcı olarak depolanmıyor.
En yaygın kullanılan yöntemler, CO₂ salımının ortalama yüzde 60’ını yakalayabiliyor. Yüzde 90 ve üzeri oranlar ise teoride mümkün olsa da uygulamada neredeyse hiç gerçekleşmiyor. Çevre grupları, bu teknolojinin vaat ettiği kadar etkili olmadığını savunuyor. Environmental Integrity Project’ten Alexandra Shaykevich, daha yüksek oranların kağıt üzerinde kaldığını belirtiyor.

Uzmanlar, karbondioksidin bacadan çıktığı her noktada yakalanmasının teknik olarak çok zor ve maliyetli olduğunu söylüyor. Ayrıca, yer altına gömülen karbonun sızma riski de bulunuyor. Illinois’teki bir karbon gömme sahasında meydana gelen sızıntı, içme suyu sağlayan Mahomet Yeraltı Suyu Rezervi çevresinde karbon depolamayı yasaklayan yeni bir eyalet yasasının çıkmasına neden oldu.
Karbon yakalama sistemleri, çimento ve çelik gibi emisyonu azaltması zor sektörlerde faydalı olabilir. Ancak birçok çevreci, bu yöntemin kömür, petrol ve doğal gaz kullanımını uzatmak için bir bahane hâline geldiğini düşünüyor.
Ayrıca, karbondioksit yakalama süreçlerinin kendisi de sera gazı salımına yol açabiliyor. 2021 tarihli bir çalışmada, gazın taşınması sırasında sızan metan gazının ciddi bir ısınma etkisi yarattığı belirtildi. Metan, kısa ömürlü olmasına rağmen karbondioksitten çok daha yüksek ısı tutma kapasitesine sahip.
Mevcut Kapasite Küresel Emisyonların Yanında Oldukça Küçük Kalıyor
Geçen yıl dünya genelinde faaliyette olan 45 karbon yakalama tesisi, toplamda 50 milyon ton CO₂’yi ayrıştırabildi. Bu miktar, enerji sektörünün 2023’teki toplam 37,8 milyar tonluk salımının küçük bir bölümünü oluşturuyor. Avrupa Komisyonu’na bağlı EDGAR veritabanına göre, dünya genelindeki toplam sera gazı emisyonu ise 53 milyar tona ulaştı.
ABD’deki en büyük karbon yakalama tesislerinden biri olan ExxonMobil’in Shute Creek tesisi, yıllık salımının yalnızca yarısını yakalayabiliyor. Yakalanan karbonun büyük kısmı ise yine petrol sahalarına gönderiliyor.
Karbondioksit yakalama teknolojisinin yaygınlaşması, ABD’de uygulanan vergi teşviklerine bağlı olarak şekilleniyor. Bu teşvikler özellikle gübre ve hidrojen gibi sanayi projelerinde belirleyici rol oynuyor. Carbon Capture Coalition’dan Jessie Stolark, bu teşviklerin yatırım kararlarını doğrudan etkilediğini ve ABD’nin küresel rekabet gücünü artırdığını vurguluyor.
Ancak enflasyonun, vergi teşviklerinin etkisini azaltmaya başladığı ve bazı projeleri riske attığı ifade ediliyor. Senato Maliye Komisyonu’nun taslak yasa teklifinde teşvikler hâlâ yer alsa da geleceği belirsizliğini koruyor.










